Dünyanın en fazla zulme uğrayan ve vatansız bırakılan azınlıklarından biri olan Rohingyalar, onlarca yıldır sistematik şiddet, zorunlu göç ve ağır travmalarla mücadele ediyor. Myanmar’daki soykırım saldırılarından kaçan yaklaşık bir milyon Rohingya, Bangladeş’in Cox’s Bazar bölgesindeki kamplara sığındı. Ancak bir ölüm biçiminden kurtulan mültecilerin bir bölümü bugün yavaş, sessiz ve içten ilerleyen başka bir tehditle karşı karşıya.
Bir dönem güvenli bir sığınak olarak görülen kamplar giderek umutsuzluğun hâkim olduğu yerlere dönüşüyor. Aşırı kalabalık yaşam alanları, iş imkânlarının bulunmaması, eğitimin önündeki engeller, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, gıda güvensizliği ve sağlık hizmetlerine sınırlı erişim, umudu korumayı son derece zorlaştıran ağır bir ortam oluşturuyor.
Büyüyen ruh sağlığı krizi
Cox’s Bazar’da dört çocuk annesi bir kadının zehirli madde içerek yaşamına son vermesiyle yeni bir trajedi yaşandı. Bu acı ölüm münferit bir olay değil; Rohingya mültecileri arasında giderek yaygınlaşan ruh sağlığı sorunları ile intihar vakalarının işaret ettiği daha derin bir krizin yansımasıdır.
Tay ve arkadaşlarının 2019 yılında yayımladığı sistematik incelemeye göre Rohingya toplumu; depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), kaygı ve intihar düşünceleri dâhil geniş bir psikolojik sorun yelpazesiyle karşı karşıya.
Devam eden yoksulluk, aşırı kalabalık, vatansızlık ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet bu sorunları daha da ağırlaştırıyor.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM), kamplarda küçük çocuklarıyla yaşayan Rohingya kadınların yüzde 62’sinin intihar düşünceleri yaşadığını bildirdi. Son yıllarda intihar ve kendine zarar verme vakalarında gözlenen keskin artış, herkesin gözü önünde büyüyen ancak yeterince fark edilmeyen bir ruh sağlığı acil durumuna işaret ediyor.
İntihar vakalarının arkasındaki nedenler
Rohingya mültecileri arasındaki intihar vakalarının nedenleri karmaşıktır ve süregelen şiddet ile zorunlu göç travmasının içinde derin köklere sahiptir.
Öne çıkan nedenler arasında şunlar yer alıyor:
- Şiddet ve zorla yerinden edilmeden kaynaklanan devamlı travma,
- Ruh sağlığı desteğinin ve toplumsal farkındalığın yetersizliği,
- Aşırı yoksulluk ve gıda güvensizliği,
- Sosyal yalnızlık ve geleceğe ilişkin umutsuzluk,
- Duygusal sıkıntıları ifade etme veya yardım istemeye yönelik kültürel damgalama.
Hayatta kalanların sesleri
Cox’s Bazar’da yaşayan 19 yaşındaki Rohingya mülteci Nur Jahan, içinde bulunduğu durumu şu sözlerle anlatıyor:
“Bazı günler görünmez olduğumu hissediyorum. Myanmar’da ölümden kaçtık, ancak burada içten içe ve yavaşça ölüyoruz.”
Nur Jahan’ın sözleri, yaşadıklarını açıkça anlatamayan, tedaviye ulaşamayan veya günlük hayatında bir amaç bulamayan birçok mültecinin sessiz acısını yansıtıyor.
Ruh sağlığı hizmetlerine erişimin önündeki engeller
Yaklaşık bir milyon Rohingya mülteciye hizmet veren nitelikli ruh sağlığı uzmanlarının sayısı 50’nin altındadır. Uzman yetersizliğinin yanı sıra mültecilerin gerekli desteğe ulaşmasını engelleyen başka sorunlar da bulunuyor.
- Dil engeli: Rohingyaca büyük ölçüde sözlü olarak kullanılan bir dil ve eğitimli tercüman sayısı oldukça sınırlı.
- Kültürel damgalama: Ruhsal rahatsızlıklar çoğu zaman utanç verici bir durum veya zayıflık belirtisi olarak görülebiliyor.
- Mahremiyet eksikliği: Kamplardaki yaşam koşulları, gizliliğin korunduğu güvenli danışmanlık ortamlarının oluşturulmasına imkân vermiyor.
- Dışarıdan gelenlere güvensizlik: Birçok mülteci resmî hizmetlere başvurmak yerine ailesine veya dinî liderlere danışmayı tercih ediyor.
Acil eylem çağrısı
Bu krizin ele alınması bütüncül ve çok sektörlü bir yaklaşım gerektiriyor. Sorunu hiçbir kurum veya aktör tek başına çözüme kavuşturamaz. İlgili bütün kesimlerin acilen ve ortak hareket etmesi gerekiyor.
İmamlar ve cami hatipleri gibi dinî liderler, hutbe ve konuşmalarında ruh sağlığı konusuna yer vererek damgalamanın azaltılmasına ve ihtiyaç duyan kişilerin yardım aramaya teşvik edilmesine katkıda bulunabilir.
Okullarda ve toplum merkezlerinde görev yapan eğitimciler ile gençlik liderleri, duygusal sıkıntı belirtilerini fark edebilecek ve erken müdahalede bulunabilecek şekilde eğitilmelidir.
Sağlık kuruluşları ve sivil toplum örgütleri, Rohingyaların dili ile kendi sıkıntılarını ifade etme biçimlerine uygun Ruh Sağlığı ve Psikososyal Destek (MHPSS) programları hazırlamalıdır.
Yerel ve uluslararası medya kuruluşları, mevcut destek hizmetleri hakkında toplumu bilgilendirmek amacıyla Rohingya dilinde radyo ve video kampanyaları düzenlemelidir.
Kamplarda yaşayan Rohingyalar arasından seçilecek toplum temelli gönüllüler ise güven duyulan ruh sağlığı destek görevlileri ve farkındalık savunucuları olarak önemli rol üstlenebilir.
Ruh sağlığı sisteminin güçlendirilmesi
Rohingya krizi, Bangladeş’in kırılgan ruh sağlığı altyapısında zaten mevcut olan eksiklikleri daha da derinleştiriyor. Cox’s Bazar’daki acil ruh sağlığı müdahalelerinde bazı ilerlemeler kaydedilmiş olsa da kültürel açıdan duyarlı çözümlerin uygulanması ve sürdürülebilir hâle getirilmesi için yoğun çabalara ihtiyaç bulunuyor.
Bu hedeflere ulaşılması şu adımlara bağlıdır:
- Ruh sağlığı alanında çalışan kuruluşlar ile kamu kurumları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi,
- Sivil toplum kuruluşları, BM kurumları ve yerel kuruluşlar arasındaki koordinasyonun geliştirilmesi,
- Ruh sağlığı hizmetlerinin düzenli olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi,
- Uzun vadeli ve bütünleşik bakım hizmetleri için finansman ile siyasi iradenin artırılması.
Her intihar vakası bir insan hayatını, bir aileyi ve önlenmesi mümkün bir trajediyi temsil ediyor. Kamplarda yaşanan son can kaybı, herkes için ciddi bir uyarı niteliğindedir.
Zorluklar devam etse de toplumun güçlendirilmesinden dijital araçlara kadar uygulanabilecek çözümler bulunuyor. Gerçek değişim, sürdürülebilir iş birliğine ve kültürel ihtiyaçlara duyarlı bakım hizmetlerine bağlıdır.
Harekete geçme zamanı şimdi; çünkü her hayat değerlidir.
Yazar: Sumaya Siddiq Ahmed — Türkiye’deki Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinde sağlık bilimleri, hastalıklar ve çocuk sağlığı alanında yüksek lisans öğrencisi.





